
Fotoğraf: Pinterest
Okumalar
GLP-1 İlaçları Çağında Kilo Vermeye Bakışımız Değişiyor Mu?
Mucizevi zayıflama iğnesi. Yemek uğultusunun sonu. Ozempic suratı. Bunlar, GLP-1 ilaçları dendiğinde ilk akla gelen ifadelerden birkaçı. Kilo yönetimi alanını baştan aşağı değiştirmeye devam eden bu tedavilerin kullanımı, etkileri ve uzun vadedeki sonuçlarına dair soru işaretleri giderek artıyor. Wonderflaw editörü, uzman diyetisyen Esen Boyacıgiller, Londra’da obezite tıbbı uzmanı Dr. Scott Butsch ile bir araya gelerek doğru bilinen yanlışlar üzerine konuştu.
Yazı Esen Boyacıgiller
- PAYLAŞ
- LİNKİ KOPYALA
Ozempic ve benzeri GLP-1 ilaçları hiç gündemden düşmüyor. Sosyal medyada gezinirken bir yanda yeni bir Wegovy hapıyla ilgili haberler, diğer yanda kırmızı halıda kürdan gibi ünlülerin fotoğrafları karşıma çıkıyor. Bu ilaçlar, tıp alanında çığır açan bir yenilik olmanın ötesinde, kültürel bir fenomene dönüşmüş durumda. Zayıflama endüstrisini tamamen değiştirmiş olsalar da, hâlâ yanıt bekleyen sorular var. Yanlış kullanımın önüne nasıl geçilebilir? Uzun vadedeki etkileri ne olacak? Kısa süre önce Londra’da düzenlenen Dünya Obezite Günü Konferansı’na katılarak alanın önde gelen isimlerinden Dr. Scott Butsch’a merak ettiklerimi sordum. İşte sohbetimizin bir bölümü.
20 yılı aşkın süredir obezite tedavisi alanında çalışıyorsunuz. Son yıllarda GLP-1 ilaçlarının patlamasıyla beraber ne gibi değişimler gözlemlemektesiniz?
Artık çok daha etkili tedaviler var. 2005’te bu alanda çalışmaya başladığımda doktorların elindeki materyaller çok sınırlıydı. Etkili seçenek sayısı azdı ve standart bir tedavi yaklaşımı yoktu. Son beş yılda ise hem yenilikçi hem de gerçekten işe yarayan tedaviler ortaya çıktı. Etkili olma durumu arttıkça farkındalık da artıyor. Bu da daha fazla ilgiyi ve heyecanı beraberinde getiriyor.
GLP-1 ilaçlarına başlayıp kilo veren obez hastaların beslenme düzenlerini değiştirmeden sağlıksız yemekler yemeye devam ettiğini görüyorum sık sık. Bu ilaçları kullanan hastaların bir diyetisyenle çalışması zorunlu olmalı mı?
Eskiden diyetisyenler sadece kalori açığına odaklanırdı. Oysa obezite fizyolojik ve patolojik bir hastalık. Kilo verdiğimizde vücutta olanların tamamını anlamamız gerek. İlaç tedavilerinin iştahı baskıladığını düşünürdük. Obezitesi olan, çoğunlukla damgalanan, yediklerini kontrol etmekte zorlanan kişilerin iştahını ilaç tedavisiyle bastırmanın yeterli olduğuna inanırdık. Uyarıcı ilaçlar da bunun için devreye girdi. Obezite hastalığını tedavi etmeye değil de açlıktan kurtulmaya odaklanmıştık.
Artık obezitenin çok daha karmaşık olduğunun bilincindeyiz. Dolayısıyla bir diyetisyenin sürece dahil edilmesi şart. Peki bu diyetisyen ne yapacak? Kilo kaybına mı, yoksa beslenmeye mi odaklanacak? Günümüzde cerrahi ve tıbbi tedavilerle çok daha fazla kilo vermek mümkün. Bu noktada diyetisyen sadece kilo kaybına odaklanmak yerine, sağlığa ve beslenmeye yönelebilir. Çünkü sırf beslenme düzenini değiştirmekle kilo vermenin ne kadar zor olduğunu biliyoruz.
Bu ilaçlar beynin ödül mekanizmasını değiştiriyor. İnsanlar alkol gibi bağımlılık yaratan şeylere ilgilerinin azaldığını söylüyor. Kimileriyse hayattan daha az keyif aldığını ifade ediyor. İkisi aynı mekanizmanın sonucu mu?
Zor bir soru bu. Çünkü o kadar basit bir konu değil. Bundan tam 15 yıl önce yemek uğultusu kavramından bahsediyordum. Hastalarla konuştukça bunun beynin haz odaklı kısmıyla ilgisi olabileceğini görüyorsunuz. Beslenme değişiklikleri bile kişinin düşünce biçimini ve besin tercihlerini etkileyebiliyor. Bu ilaçların da beynin bu hazla ilgili mekanizmasına etkisi olabilir.
Konunun bir başka boyutu da ruh hali değişimleriyle ilgili. Obez bireyler damgalanmakta. Kilo, kendilerini algılama biçimleriyle beraber başkaları tarafından nasıl algılandıkları da değiştirebilir. Haz alma yetisinin kaybının da bu sürecin bir parçası olma ihtimali var. Bu durumu sadece ilacın yan etkisi olarak değerlendirmek yeterli değil. Toplumsal, bireysel ve psikolojik baskıların da etkisi söz konusu. Aynı zamanda iştahın ciddi oranda etkilenmesi de geçici bir ilgisizlik hissine yol açabilir.
Haz alma yetisinin kaybı konusunda verdiğiniz örnekler, kişinin nasıl kilo verdiği ve kilo verme sürecinin hangi aşamasında olduğuyla ilgili olabilir. Kişi vücudunun yeni dengesine alıştıkça haz duygusu geri dönme eğilimi gösterir. Fakat bazı sağlık çalışanları bunu anlayamıyor. Onları eğitmek de bize düşüyor.
Bu ilaçların uzun vadede kullanılmasına karşı oluşan direnci neye bağlıyorsunuz?
Bu durum, kiloyla ilgili damgalama ve önyargının ne kadar derinlere kök saldığını gösteriyor. Obez bireyler arasında da içselleştirilmiş kilo önyargısı oldukça yaygın. Obeziteyi yönetme konusunda yeterince deneyimli olmayan yeni bir sağlık profesyoneli grubunun varlığı da sorun teşkil ediyor. Değerleri istenilen düzeye gelince kişinin tansiyon ilacını keyfi olarak kesmeyiz. Obezite de bunun gibi kronik bir hastalık. Ayrıca bu ilaçların ne kadar etkili olduğunun anlaşılması da zaman alıyor.
Hollywood ünlüleri gibi aslında ihtiyacı olmayan kimselerin bu ilaçları kullanmasına nasıl yaklaşmalıyız?
Zor bir konu bu. Çünkü kimin neye ihtiyacı olduğuna karar vermek bize düşmez. Bir ünlünün dış görünüşüne bakarak ihtiyacı olmadığını varsaymak işin kolayına kaçmak olur. Mesela ben Hollywood ünlüleri, siyasetçiler ve eski atletlerle çalıştım. Obeziteyle bağdaştırdığımız kalıplara uymayan kişiler de tedaviye ihtiyaç duyabilir.
Sizin vurgulamak istediğiniz şey bu ilaçların keyfi kullanımı. Buna karşı çıkmak gerek kesinlikle. Alternatif olarak sunulan wellness dünyasının da medikal kilo verme alanına kaydığını görüyoruz. Bütünüyle kötülemek istemem ama burada ciddi bir gelir elde etme amacı güdüldüğü de açık.
Aslında bu durum, uygun tıbbi tedaviye erişimdeki engellerden kaynaklanıyor. İnsanlar, bilimsel dayanağı olmadığı halde bir şekilde kitlelerin güvenini kazanan alternatif yöntemlere yöneliyor. Obezite tedavisinde son derece önemli bir aşamadayken kanıta dayalı, bilimsel tedavilerden uzaklaşma riskiyle karşı karşıyayız. Bu nedenle kime güvendiğimize dikkat etmek gerek.
Diyelim ki biri sadece dört-beş kilo vermek istiyor. Bu ilaçları kullanmalı mı?
Bunu tek bir faktöre bağlayamayız. Bu kadar karmaşık bir durumda sayılara odaklanmanın ne kadar doğru olduğunu sorgulamak gerek. Elli altı ile elli dokuz kilo arasında ciddi bir fark olmasa da, biz öyle algılayabiliriz. Tartıya gereğinden fazla odaklanıyoruz. Soruyu şöyle sormak daha doğru: Kişinin kilosu veya sağlığıyla ilgili onu asıl endişelendiren ne?
Konuyu farklı bir şekilde ele almak gerek. Yaşam kaliteniz nasıl? Kilo vermek bunu nasıl etkileyecek? Ayrıca verilen kilonun niteliğini de düşünmeliyiz. Çünkü bunun bir kısmı kas olabilir. Yaşlandıkça vücuttaki yağ dağılımı değişirken, özellikle karın bölgesindeki yağlanmayla ilgili endişeler daha belirgin hale geliyor. Bazıları ilaçların faydasını görebilir, bazıları ise fiziksel aktivite, beslenme veya uykuya odaklanmalıdır. Biz bütüncül yaklaşarak kişinin var olan durumunda neyin etkili olduğunu değerlendirmekle ve anlamlı bir değişimi desteklemekle yükümlüyüz.
Önümüzdeki 10 veya 20 yıl içinde obezite ortadan kalkar mı? Sizce herkes bu ilaçları kullanmayacak mı?
Hayır, tedaviye rağmen obezite ortadan kalkmayacak. Dünya genelinde artık obez çocuk sayısı, yetersiz beslenen çocuk sayısını geçmiş durumda. Yeterince ciddiye alınmayan küresel bir hastalık söz konusu. Aynı zamanda obezitenin daha fazla tehlike arz ettiğini de görüyoruz. Dünya genelinde 1 milyardan fazla insan obez. Yani ortada ciddiye alınması gereken bir konu var.