Rutinler

Tasarımcı Ayça Sarç’ın Doğayla İç İçe Yaşamı Ruhunu Besliyor

Ayça Sarç, çağımızda her alana yayılan hız tutkusundan azade bir yaşam tarzı benimsiyor. Ege’de yaşayan tasarımcının yavaş ve sakin rutinlerine yakından bakıyoruz.

2 Ekim 2026

Bedenimizi, deneyimlerimizden ve öğrendiklerimizden biriktirdiğimiz bilgileri taşıyan bir kütüphaneye benzetiyor Ayça Sarç. Ovacık’ta, doğanın kalbinde, çevresindeki her şeye ihtimamla yaklaşırken rutinlerini doğallık, yalınlık ve sadelik üzerine kuran tasarımcıyla Egeli kadınların güzellik ve iyi yaşam ritüellerinden favori bakım ürünlerine kadar pek çok konuyu konuştuk.

Ovacık’ta doğanın ritmiyle uyum içinde yaşıyorsun. Orada tipik bir günün nasıl geçiyor?

Ovacık’ta günler, tüketmekten çok fark etmekle geçiyor. Güne doğaya ve toprağa temas ederek başlıyorum. Bir çiçeğin açmasını, bir ürünün olgunlaşmasını, her şeyin kendi zamanını ve mevsimini bekleyişini gözlemlemek bana hayatın hızla değil, dikkatle yaşandığında anlam kazandığını hatırlatıyor. Bu sayede yaşamı döndüren emeği daha derinden duyumsuyorum.

Doğada yaşamak hayatına neler kattı? Şehir hayatını özlediğin oluyor mu?

Doğada yaşamak, şehirde zaman içinde görünmez hale gelen değerleri yeniden fark etmemi sağladı. Eskiden hayatımızın doğal bir parçası olan üreticiler, ustalar ve el emeğiyle şekillenen küçük dünyalar giderek azalırken, burada bir şeyin ardındaki emeği görebiliyorum. Şehir hayatını olmasa da şehrin sunduğu karşılaşmaları, çeşitliliği ve farklı hikâyelerin oluşturduğu o koronun sesini zaman zaman özlüyorum. O polifonik hâli her özlediğimde, tarlada yetişen bitkilerin sakin ama güçlü sesinde yeniden bulmaya çalışıyorum.

 

 

Günümüzün hıza dayalı dünyasının aksine, senin tasarıma ve hayata yaklaşımında yavaşlık hâkim. Bu yaklaşım sana ne tür farkındalıklar kazandırıyor?

Yavaşlık sayesinde değer kavramına başka bir yerden bakmayı öğrendim. Bir parçanın kıymeti, onu yapan kişinin zamanı, sevgisi ve hayatından bıraktığı izde saklı. Güzelliği de biraz buradan geliyor. Büyükannemin sandığını açtığında sakladığı dantellerde hissettiği şeyi, ben de zamanla anlamaya başladım. Bana göre tasarım yeni bir şey yaratmaktansa zamanı dinlemek, bu akıştan doğan hikâyeleri korumak ve yeniden hayatın içine katmak anlamına geliyor.

Bu aralar sadık kaldığın bir rutinin var mı?

Yazın Ovacık’taki vazgeçilmez rutinim, sabahın ilk ışıklarıyla gül tarlalarına inmek. Güllerin arasında yürürken vaktinin geldiğine inandığım en güzellerini dalından izin isteyerek özenle kesip sepetime doldurmak, goncalardan sabahın ilk ışıklarına karışan yoğun ama ferah gül kokusunu içime çekmek benim için tam bir terapi. Ayaklarımın bereketli toprağa gömülüşünü hissetmek, serbest kalan toprağın nem kokusunu duyumsamak, diri goncaları ve etrafımdaki börtü böceği dinlemek bana tarifsiz bir mutluluk veriyor. Doğayla kurduğum bu bağ, güne başlamanın en huzurlu ve ilham verici hâli.

Özbakım senin için ne ifade ediyor?

Özbakım kendimle, doğayla ve geçmişle kurduğum bağda saklı. Günün koşturmacası başlamadan tarlalarda köpekler, keçiler ve koyunlarla vakit geçirmek, toprağa dokunmak, temiz havayı içime çekmek ve zihnimi arındırmak ruhuma yaptığım en değerli bakım. Doğada olduğumda bedenimin farkına varıyorum.

Bedenimiz, hayatla kurduğumuz ilişkide inşa ettiğimiz hikâyeyi; deneyimlerimizden ve öğrendiklerimizden biriktirdiğimiz bilgileri taşıyan bir kütüphane gibi. Doğayla temas halinde olarak her kırışıklığın, her izin anlattığı hikâyeyi daha derinden dinleyebiliyorum. Bu bağ bana denge, huzur ve enerji veriyor.

Egeli kadınların güzellik ve iyi yaşam ritüelleri sana ilham veriyor mu?

Kesinlikle. Egeli kadınların güzelliği doğallıktan, Ege’nin bereketli topraklarından ve hayatı yavaş yaşamayı bilmelerinden geliyor. Mutfaklarından salamura zeytin ve natürel sızma zeytinyağı hiç eksik olmuyor. Tarlalardan toplanan taze otlar, denizden gelen iyot ve güneşin ciltlerine kattığı ışıltı iyi yaşam anlayışlarının en güzel yansıması.

 

 

Cildine nasıl bakıyorsun?

Cilt bakımında her zaman doğal içerikli ürünler tercih ediyorum. Benim için önemli olan cildi yormayan, temiz içeriklere sahip ve gerçekten güven duyduğum ürünler kullanmak. Uzun yıllardır Homemade Aromaterapi’nin gül suyunu ve nemlendiricilerini severek kullanıyorum. Birkaç sene önce de birlikte çalışma fırsatı bulduk. Çiçekler Fora serisi için Ovasofra’dan ilhamla limon, lavanta ve zeytin hasadından elde ettiğimiz ürünlerle yalnızca cilde değil, kokularıyla duygulara da dokunan sabunlar, kolonyalar ve lavanta keseleri ürettik. Bu süreç sayesinde ürünlerin ardındaki emeği, üretim anlayışını ve içeriklere gösterilen özeni yakından görme şansım oldu. O günden beri de Homemade Aromaterapi’ye gönül rahatlığıyla güveniyorum ve ürünlerini günlük bakım rutinimin vazgeçilmez bir parçası olarak kullanıyorum.

Dalgalı sarı saçların hep çok sağlıklı görünüyor. Özel bir bakım uyguluyor musun saçlarına?

Aslında saç bakımım oldukça doğal. Papatya suyu, deniz suyu ve güneşin dengeli etkisinin saçlarıma iyi geldiğini düşünüyorum. Saçlarım çok düz ve ince telli olduğu için onları örmek en pratik bakım rutinim. Böylece hem daha doğal dalgalara kavuşuyorum hem de saçlarım gün içinde daha bakımlı ve sağlıklı görünüyor. Saçımı yıkadıktan sonra kendi nemini ve ısısını korumasına izin veriyorum. Mümkün olduğunca fön kullanmadan Ege’nin sabah melteminde doğal şekilde kurutuyorum.

Ailendeki kadınlardan yadigâr güzellik ve bakım tüyoların var mı?

Anneannemden bana kalan en güzel bakım geleneklerinden biri hamam keyfi. En az altı ayda bir mutlaka hamama gidip güzel bir kese yaptırırım. Bana göre bu sadece cildi yenileyen bir bakım değil, aynı zamanda bedeni ve zihni de arındıran bir ritüel. Hamamın ardından içilen soğuk bir gazoz da bu keyfin vazgeçilmez tamamlayıcısı.

 

Ovacık’ta gül yetiştiriyorsun. Gülün hayatında nasıl bir yeri var?

Gül kokusu, çitlembik ağacının gölgesine vardığım anda hissettiğim güven ve huzuru çağrıştırıyor. Çakıl taşlarının ayağımın altında çıkardığı seslere karışan, Altınkum’dan esen meltemle denizin iyotunda simyalanan, çağlardan bugüne taşınmış kadim bir reçeteye göre hazırlanmış gibi hissettiren bir koku… İçinde yabani otların ferahlığı, güneşte olgunlaşmış incir yapraklarının sıcaklığı, zeytin ağaçlarının dinginliği, toprağın kokusu ve denizin tuzu var. Bir parfümden çok, insanın hafızasına yerleşen; her duyduğunda kendini yeniden aynı yere, aynı huzura dönmüş gibi hissettiren bir koku.

Ovasofra’nın her detaya sinen kendine has bir kimliği var. İdeal yaz sofranın olmazsa olmazları neler?

Ovasofra’da sofra kurmak sadece yemek yemek değil, mevsimi kutlamak demek. Yaz sofralarımızın olmazsa olmazı tarlalardan sepetler dolusu toplanan taptaze ürünler, masaya neşe katan rengârenk kır çiçekleri, kırmızı pötikare masa örtüleri ve el emeği dantel peçeteler. Cam köy sürahilerinde ve bardaklarında servis edilen reyhan şerbeti ile ev yapımı limonata da yazın vazgeçilmez serinletici içecekleri. Ama bence bir sofrayı asıl güzel kılan, etrafında bir araya gelen insanların sohbeti, kahkahası ve paylaşılan huzur. Doğal, samimi ve ruhu olan her şey Ovasofra’nın başköşesinde yer alıyor.

Eskiden yatakları süsleyen kanaviçeleri, beyaz işleri ve dantelleri kullanarak el emeği etekler, elbiseler ve bluzlar yarattığın FORA koleksiyonların bir harika. Var olanı değerlendirerek çağın hızının tamamen dışında üretimler yapma fikri nasıl doğdu?

Bu zamansız işlerin hepsinin içine, onları üreten kadınların duyguları işlenmiş. Bunu ilk hissettiğim an, hayata bakışım da değişti. Her temasımda onların yasları, sevinçleri, hüzünleri ve kahkahalarıyla birlikte hayallerini sabırla ilmek ilmek ördükleri o üretim zamanını hissediyorum. Tasarımların her birinde büyük bir emek, sabır ve hikâye var. Koleksiyonlar, bu parçaların ve temsil ettikleri duyguların sandıklarda saklanıp unutulması yerine yeniden hayat bulması fikrinden ve geçmişle bugün arasında bir köprü kurma isteğinden doğdu.

FORA koleksiyonlarında amacım yalnızca eski bir kumaşı dönüştürmek değil; o emeği, zarafeti ve kadınların ellerinden çıkan hikâyeleri günümüze taşımak. Her kanaviçenin, her dantelin bir anısı, sabırla kurduğu bir ilişki ve kendine ait bir ruhu var. Onları yeniden yorumlayarak zamansız eteklere, elbiselere ve bluzlara dönüştürmek benim için çok anlamlı. Çağın hızına kapılmadan, yavaşlayarak ve geçmişin değerlerine saygı duyarak üretmek yaşam biçimimin bir parçası. Var olanı değerlendirmenin yanı sıra doğaya, emeğe ve hafızaya gösterilen özen, aslında kökleri çok eskilere dayanan kadim bir tasarım geleneğini bugüne taşımak anlamına geliyor.

 

Çağın hızına kapılmadan, yavaşlayarak ve geçmişin değerlerine saygı duyarak üretmek Ayça’nın yaşam biçiminin bir parçası.

 

Favori kusurun nedir?

Sanırım aşırı titizliğim. Tarladan eve, sofradan hayatımın en küçük köşesine kadar her şeyin özenli, derli toplu ve kendi içinde uyumlu olmasını istiyorum. Bazen bu hâlim, çevremdekilere küçük bir düzen sınavı yaşatıyor olabilir. Zaman içinde fark ettim ki bu, düzen arayışından öte, hayatın içindeki detaylara, emeğe ve güzelliğe duyduğum saygının da bir yansıması. Her şeyin kendine özgü bir yeri, hikâyesi ve anlamı olduğuna inanıyorum. Belki de bu nedenle bir tarladaki çiçeğin duruşundan, eski bir kumaşın dokusuna ya da sofradaki küçük bir ayrıntıya kadar pek çok şeyi fark etmeye çalışıyorum. Bu yanım bazen yorucu olsa da, bana kıymetli olanı koruma ve güzelliği en küçük detaylarda görme fırsatı veriyor.